RSS

Etiket arşivi: İstanbul

Dünya bir ülke; başkenti İstanbul… Kadim kent, medeniyetlerin inşa edildiği su ve kara yollarının kavuştuğu kutsal kent.

A Note About American Innovation and Entrepreneurship Ecosystem: A Good Example of Open Diplomacy

 

 

image1

As founder of the world’s first digital parliament in 2012 – Democratus, I think I’m well placed to talk about innovation and digitalisation. However, I had never considered the reasons behind US dominance in innovation and entrepreneurship until my last journey to the States.

 

 

I was honoured to be chosen as one of the fellows of Young Transatlantic Innovation Leaders Initiative (YTILI), to explore US innovation ecosystems & policies, and contribute towards co-operation across transatlantic barriers. YTILI is one of the leading fellowship programs of German Marshall Fund, which aims to strengthen the alliance between US and Europe.

 

The selection process was difficult and very competitive. There were thousands of applicants across Europe; and GMF chose 100 young leaders for 2017-2018 after a long process including reference letters, statement of purposes, interviews etc. YTILI Fellows were invited to attend a 21-day program in US: 3 days in Washington DC for orientation and focus on US policies; and a 2 week stay in a host city for field observations.

 

In Washington DC, we were hosted in a hotel at the centre of the city and our program began in the Department of State and GMF buildings. The seminars in GMF about the entrepreneurship ecosystem in DC and preparing a successful presentation were very useful. However, the sessions at the Department of State could have been improved if policies of federal government to support entrepreneurship and innovation ecosystems were mentioned.

 

After the orientation program in DC, I travelled to my host city, Seattle, with 6 other fellows and we were guests of an incubation centre, which works with the University of Washington. Seattle is a distinctive city in terms of entrepreneurship and innovation. Microsoft, Amazon, Starbucks, and Boeing (its headquarters are in another city, now) are located in Seattle; and the city is the second biggest innovation hub in the US after San Francisco. On the other hand, Seattle is the most efficient American city in terms of funds available into the ecosystem and number of successful enterprises bushing out according to U.S. Small Business Administration.

 

My experiences and thoughts on American dominance in innovation and entrepreneurship in comparison to the rest of the World are as follows:

 

  • Right of property is very strong in US. You can not only protect your scientific formulas with a patent but also you can have intellectual property rights about your way of doing business. So, most of the inventions have been created, protected and so appreciated in US easily.
  • Successful entrepreneurs and business professionals are very open to help a fresher, who needs a help to develop her/his enterprise. I call this concept: ‘’open diplomacy’’. You can easily ask a businessperson to take a coffee together and chat quickly about your projects. So, this conversation may help your business. As a result, most people in the ecosystem are using some smart phone applications like Shapr, which is an app to meet inspiring businesspersons and entrepreneurs thanks to matches like a popular dating app, Tinder, did.
  • Americans are responsibility oriented people, contrary to most of Europeans emphasizing their rights at the first. Government gives credit to its citizens and trusts them at the beginning instead of being suspicious of them.
  • US Small Business Administration, which is an agency of federal government to support SME’s, are working very effectively. When US Government initiates a tender, it always sets some quotas for SME’s and all process are governed very transparently.
  • Research universities especially are the natural centres of innovation and entrepreneurship. Because they have a total ecosystem containing investors, incubators, accelerators and motivated students and scholars. The system allows people to create value and benefit its monetary gain.

 

 

 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , ,

Bahar da geçer ömür de

Neye tutunabiliriz ki? Önce hafızamızın içinde eskiyecek sonra da bedenimizle birlikte mezarda yitip gidecek anılara mı? Sevdiklerimize mi? Onlar ki zamanın küçük bir penceresinde anlık bir rüzgar gibi geçer giderler. Bundan iki yüz yıl evvel yaşamış bir İstanbul dervişi bugün yeniden dünyaya gelse; herhalde acılar içinde kalırdı. Ne dost kalmış, ne yaren; çünkü zaman başka bir perde açmış; geçip gitmiştir devran. İstanbul onun için aynı isme sahip tamamen yabancı bir şehir olmuş; tek bir tanıdık yüz ve bildik bir tanecik ses kalmamıştır kuşlardan başka. Biz, bugün, dünya sahnesindeki rolümüzü oynamak üzere ışıklar altında terleyen ve birazdan da sahneden inecek olanlar, size sesleniyorum:

Bahar da geçer, yaz da geçer; yıl geçer, ömür biter. Biçare gönüllerimize hasret dolar; fanilik köyünde bir sığınak hatıralar kalır. Tutunabildiğiniz kadar.

 

Zamanın yönetmenliğinde kapanıverecek bir perde karşısında ne kadar da aciziz.

 
1 Yorum

Yazan: Ağustos 19, 2017 in Edebiyat Üzerine

 

Etiketler: , , , ,

İstanbul’a Veda

Bir süredir sokaklarda yalınayak geziyordum da ayağıma hayal kırıklıkları batıyordu. Pişmanlıklar yakama borç veren gibi yapışmış, hatalarımın icrasından tası tarağı kurtaracak bir yol arıyordum. Kaderle hesaplaşamamıştım. Terk ettiğim semtler, kullanmadığım isimler, hayatımda kocaman bir boşluk vardı. En kötüsü de bir ata ocağım, evim yoktu. Mültecisi olmuştum memleketimin. Fukarasıydım saadetin. Yuva kokusundan ve hatıraları saklayan albümlerden yoksundum işte yine. Hayallerim de Haydarpaşa Garı gibi kapanmış, mazi olmuştu. Uzun bir süredir fotoğraflarda bile gülemiyordum, en iyi bildiğim şey hüzündü. Bu düşüşün nereye kadar süreceğinden habersiz dibi arıyordum karanlık sularda. Ömür saatimden zaman, şuursuzca akıyordu.

Böyle bir ruh halinde bir sabah verdim kararımı. Gidecektim bu diyarlardan, yeniden başlayacaktım her şeye. Kararlarımın ciddiyetini hep sonradan idrak etmişimdir yine öyle oldu. Bileti alıp, kılık kıyafet, kitap defter ne var ne yok dağıtıp hepi topu bir valize tüm eşyamı tıkıştırınca anladım veda etmenin ne olduğunu. Bir hafta vardı gidişime şimdi. İnsanlar heyecanlı ve mutlu olmamı bekliyorlardı ki ben de öyle olacağımı varsaymıştım hep. Ama bu kaçtığım şehri, bunca deliyle dolu memleketi hem de daha gitmeden özlemeye başladığımı hissettim, bir sabah bindiğim Karaköy Vapuru’nda. Topkapı’nın Adalet Kulesi’ni gözlerimle okşadım, Kız Kulesi’ne acı acı güldüm; Galata’yla sessizce vedalaştım. Onları ve bilip bilmediğim bin yıldır bu şehirde yaşamış herkesi Allah’a emanet ettim ve yola işte böylece çıktım.

Meğer ne çok severmişim İstanbul’u. Tıngır mıngır faytonları Adalar’ın, Boğaziçi’nin erguvanları açtığında Boğaz, Kandilli, Emirgan, Yahya Efendi durağı, Harun’un arkadaşlığında musiki akşamları, Salacak’taki taşlardan mehtap ve yakamoz; Caddebostan’da lanetli köşk, Tophane’nin boya kokan ahşap akşamları, Beşiktaş’ta kış, Kalamış’ta yosun, Cankurtaran’da cumbalı evlere komşu Bizans duvarları… Karagümrük, Vefa, Balat, Ayazma… Surlardaki gül bahçesi, Eyüp’te bir akşam vakti, Beyoğlu, Pera, Cihangir ve Nişantaşı’nda senaryo yazdığımız kafeler; Beyazıt’ta bit pazarından aldığımız tespihler, Zeki Müren çalan Setüstü, bir lale sabahında Gülhane, Asaf Osman’ın çayları, Üsküdar, Üsküdar, Üsküdar’da yaz akşamları.

Şimdi bütün şehir boğazıma lök gibi oturmuş yutkunamıyordum. Ben, geriye döneceği bir sıcak elden yoksun ipsiz bir uçurtma; bir meçhule savruluyordum. Ardımda bir şiir bile bırakmadan.

(23 Eylül 2016, Selimiye’den Salacak’a doğru)

 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 8, 2016 in Edebiyat Üzerine

 

Etiketler: ,

Dünyanın Merkezinde Bir Bardak Çay

Dünyanın merkezi bizim eve oldukça yakındır. Oraya yaz akşamları gidip takılır, çay içer ara sıra da arsızlık edip pipoyla duman üfürürüm. Yaz akşamlarının bence müsriflikle bir ilgisi olmalı. Yılın bu zamanlarında vakit mi genişliyor insan mı gamsızlaşıyor bilemiyorum. Havalar ısındı mı akşama kadar ne amel ettiysem gecesinde tüketir; bi gün sağa koyduğumu ertesi gün soldan çarçur eder gündelik yaşarım.

Bir yeniçeri türküsünde dediği gibi:

‘Hamdülillâh, çok şükür Bârî Hüdâ’nın vârına

Yer içerem dimezem kalsın bugünüm yarına.’

Bahsettiğim üzere, dünyanın merkezi, yani Tamer Büfe, bizim fakirhaneye yakındır. O akşam da kadim aşk masallarında kavuşamayan aşıklardan ve Osmanlı’nın yarım kalan cihanşümul sevdalarından bir efkar gönlümü tutmuştu. Gam yüreğe çöktü mü çaysız sabahı edemez insan. Ben de bu zaruret ile Tamer Büfe’ye doğru yollandım. İstanbul’un en ”hayati” mekanlarından Zeynep Kamil Kadın Doğum Hastanesi ile asırlardır cazibe merkezi olan Karacaahmet Mezarlığı’nın ortasına düşen bu büfe insanların da yollarının tam üzerindeydi. Onlar da bir çay içmek için kısacık durup soluklanıyorlardı burada. Uzun kalmayacakları için plastik tabureler ve küçük, yudumluk çay bardakları yeterliydi. Ben de öylece mola verdim, kaşığı şıngırdattım; pipoyu denizci tütünü ile doldurdum ve yaktım. Üç çekişte çayı bitiriverdim. Bir yudum hatıralara bir yudum dertlere bir yudum da meçhulde yarım kalan hayallere gitti. Ciğerlerimi esaslı bi nefesle doldurdum ve karman çorman yazılı sarı saman kağıtlarıma döndüm. Tesadüf bu ya benim hikaye de burada geçiyordu. Ben yazmaya devam ederken Tamer Büfe, sürekli yaptığı gibi doğanları karşılayıp çaylıyor ve ölenleri uğurluyordu..

 
Yorum yapın

Yazan: Ağustos 16, 2016 in Edebiyat Üzerine

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,