RSS

Etiket arşivi: çay

Yelkenler Fora!

Yaratıcımın, kısacık ömrüme ve naçiz vücuduma tezat ruhuma doldurduğu büyük işler başarma azmi bir süredir can sıkıntımın baş nedeniydi. İnsan toprak olup gideceğini bildiği bu dünyada keyif çatmak ve risk almadan yaşamak varken neden okyanuslara ve dağlara meydan okur ki? Bu bir delilikti. Ve ben bundan keyif alıyordum. Dünyayı değiştirip insanlığa büyük bir imkan getirmek için Dünya’nın ilk sanal meclisini kurmaya çalıştığım ve menzile varamadığımı kabul ettiğim günden beri esen bozgun rüzgarlarını düşündüm. 3 yıl. Üç koca yıldır insan içine gerekmedikçe çıkmamış, bayramlaşmaya gitmemiş, açılışlarda ve etkinliklerde muzaffer gülümsememle ortada salınıp avlanacak bir network aramamıştım. Ben bir devlet kurumunda memur olarak çalışıyordum artık. Para biriktirmeye, krediyle ev alarak ömür boyu taksit ödemeye, bireysel emeklilik hesabıma her ay 500 lira koyabilirsem 65’imde ne kadar param olabileceğine dair hayaller kuruyordum. Her sabah tıraş olup, ütülü takım elbisemi giyiyor, ayakkabılarımı cilalayıp, ilk otobüsle iskeleye inip simit alıyordum. Çay içip haber okuyarak başlayacağım bir sıradan günün daha en risksiz şekilde mümkün olduğunca teyit edilmiş ve günlük ritüellerimi yaşayarak dolmasını umut ediyordum.  Sabahleyin en büyük keyfim simitten kalan susamları baş parmakla bastıra bastıra toplayıp yemek olmuştu. Bir yılda 5 kilo birden almıştım. Harika bir insanla çalışmama rağmen memuriyet memuriyetti ve ruhum kıravatla bağlandığı bu bürokratik zindanda inliyordu. Olmadığım bir adam haline gelmiştim. Rızkı verenin Allah olduğunu unutmuş, aybaşlarında paramı yatırana muhtaç olduğumu hemen hemen kabul etmiştim. Bu maaşa sadık bir ömür geçirmeye razı edilmiştim. Dışarıdaki dünyadan korkuyordum artık. Kartvizitimdeki title hayatımdaki en kıymetli tanım cümlesi olmuştu. Bizler geçiciydik, kalıcı olan kurumdu…

 

 

Biz işletme mezunlarının (Boğaziçi 2013) en büyük derdi, ne iş yaptığımızı, ne işe yaradığımızı ve neyin uzmanı olduğumuzu bilemeyişimizdir. Her nesne alemde bir amaca matuf bulunur. Ağaç meyve, ıhlamur şifa verir. Ateş yakmak, yağmur canlandırmaktadır. Çamaşır makinasının çamaşır yıkaması, buzdolabının yiyecekleri soğut tutması gibi bir yeteneği olmalıdır. Fakat her insan bu kadar şanslı olamıyordu işte ve biz işletmeciler şanssız çoğunluktaydık. Ben eski bir girişimci olarak milyar dolarlık şirketlerle pazarlık yapmış, Amerika’dan yatırım almış, ekip kurup dağıtmış, binlerce kişinin milyonlarca kez kullandığı platformları inşa etmiş, devletin tepesindeki beylere (en tepeyi kastediyorum) hayallerimi satmış biriydim ve bu bildiğim şeyler ne kamuda ne de özel sektörde bir işe yaramıyordu. Vasıfsız ve yaşı birazcık ilerlemiş bir gençtim artık.

 

Günlerden bir gün ulu Yaradan yakarışlarımı duymuş olacak; bir rüzgar, açık pencereden perdemi araladı ve beni uyandırdı. Yatakta bağdaş kurup fikir talimine başladım. Gelip geçen hayatta ne istediğimi, kim olduğumu ve ne yapacağımı düşündükçe düşündüm. Sabah ezanı semalara doldu taştı, giyinip çıktım. Yolda Karacaahmet sakinlerinden Fabrikatör Necmi Bey, bir kaç Kurtuluş Savaşı gazisi komutan ve Burhan Felek ile göz göze geldik yine. Ayıp olmasın diye selam verdim.

 

Namaz bitti, cemaat terhis oldu. Güneş henüz doğmaya hazırlanıyordu. Tamer Büfe’ye gidip bir çay içmeye karar kıldım. Çocukluğumda bir müneccimden duyduğum sözleri anımsadım; bir Perşembe günü seherde Batı’ya doğru yola çıkıyordum. Adamın da dediği gibi hayır olurdu sonu inşallah…

Bu sabah vakitlerinde ne var bilmiyorum. Henüz tabiat dahi uyanmamışken, yollar bana kalmıştı. Her adımda gönlümde büyüyen bir arzuyu hissediyordum şimdi. 3 yıl aradan sonra içimde Malazgirt’e yürüyen bir ordunun pürneşesini duydum. Batı’nın kalbine yani Londra’ya bir sefer planladım; en iyi bildiğim şeyi yapmaya gidecektim: girişimcilik. Ve en sevdiğim şeyi de yanıma aldım: henüz yazılmamış kitabımın boş sayfaları…

Doğu’dan esen meltem tüylerimi diken diken etti, burnum köşedeki ıhlamurların kokusunu seçti, gerçekten yaşamaya başlamıştım işte yine!

 

 

 

Etiketler: , , , , ,

Dünyanın Merkezinde Bir Bardak Çay

Dünyanın merkezi bizim eve oldukça yakındır. Oraya yaz akşamları gidip takılır, çay içer ara sıra da arsızlık edip pipoyla duman üfürürüm. Yaz akşamlarının bence müsriflikle bir ilgisi olmalı. Yılın bu zamanlarında vakit mi genişliyor insan mı gamsızlaşıyor bilemiyorum. Havalar ısındı mı akşama kadar ne amel ettiysem gecesinde tüketir; bi gün sağa koyduğumu ertesi gün soldan çarçur eder gündelik yaşarım.

Bir yeniçeri türküsünde dediği gibi:

‘Hamdülillâh, çok şükür Bârî Hüdâ’nın vârına

Yer içerem dimezem kalsın bugünüm yarına.’

Bahsettiğim üzere, dünyanın merkezi, yani Tamer Büfe, bizim fakirhaneye yakındır. O akşam da kadim aşk masallarında kavuşamayan aşıklardan ve Osmanlı’nın yarım kalan cihanşümul sevdalarından bir efkar gönlümü tutmuştu. Gam yüreğe çöktü mü çaysız sabahı edemez insan. Ben de bu zaruret ile Tamer Büfe’ye doğru yollandım. İstanbul’un en ”hayati” mekanlarından Zeynep Kamil Kadın Doğum Hastanesi ile asırlardır cazibe merkezi olan Karacaahmet Mezarlığı’nın ortasına düşen bu büfe insanların da yollarının tam üzerindeydi. Onlar da bir çay içmek için kısacık durup soluklanıyorlardı burada. Uzun kalmayacakları için plastik tabureler ve küçük, yudumluk çay bardakları yeterliydi. Ben de öylece mola verdim, kaşığı şıngırdattım; pipoyu denizci tütünü ile doldurdum ve yaktım. Üç çekişte çayı bitiriverdim. Bir yudum hatıralara bir yudum dertlere bir yudum da meçhulde yarım kalan hayallere gitti. Ciğerlerimi esaslı bi nefesle doldurdum ve karman çorman yazılı sarı saman kağıtlarıma döndüm. Tesadüf bu ya benim hikaye de burada geçiyordu. Ben yazmaya devam ederken Tamer Büfe, sürekli yaptığı gibi doğanları karşılayıp çaylıyor ve ölenleri uğurluyordu..

 
Yorum yapın

Yazan: Ağustos 16, 2016 in Edebiyat Üzerine

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,