RSS

Kategori arşivi: Ekonomi ve Girişimcilik Üzerine

Doğrudan veya dolaylı bir şekilde para kazanmak amacını taşıyan insanlığın bir üyesi olarak gerek ekonomi bilimi perpektifinden gerekse de bir girşimci olarak sahada gördüklerimden ve tecrube heybemden sızanlar

A Note About American Innovation and Entrepreneurship Ecosystem: A Good Example of Open Diplomacy

 

 

image1

As founder of the world’s first digital parliament in 2012 – Democratus, I think I’m well placed to talk about innovation and digitalisation. However, I had never considered the reasons behind US dominance in innovation and entrepreneurship until my last journey to the States.

 

 

I was honoured to be chosen as one of the fellows of Young Transatlantic Innovation Leaders Initiative (YTILI), to explore US innovation ecosystems & policies, and contribute towards co-operation across transatlantic barriers. YTILI is one of the leading fellowship programs of German Marshall Fund, which aims to strengthen the alliance between US and Europe.

 

The selection process was difficult and very competitive. There were thousands of applicants across Europe; and GMF chose 100 young leaders for 2017-2018 after a long process including reference letters, statement of purposes, interviews etc. YTILI Fellows were invited to attend a 21-day program in US: 3 days in Washington DC for orientation and focus on US policies; and a 2 week stay in a host city for field observations.

 

In Washington DC, we were hosted in a hotel at the centre of the city and our program began in the Department of State and GMF buildings. The seminars in GMF about the entrepreneurship ecosystem in DC and preparing a successful presentation were very useful. However, the sessions at the Department of State could have been improved if policies of federal government to support entrepreneurship and innovation ecosystems were mentioned.

 

After the orientation program in DC, I travelled to my host city, Seattle, with 6 other fellows and we were guests of an incubation centre, which works with the University of Washington. Seattle is a distinctive city in terms of entrepreneurship and innovation. Microsoft, Amazon, Starbucks, and Boeing (its headquarters are in another city, now) are located in Seattle; and the city is the second biggest innovation hub in the US after San Francisco. On the other hand, Seattle is the most efficient American city in terms of funds available into the ecosystem and number of successful enterprises bushing out according to U.S. Small Business Administration.

 

My experiences and thoughts on American dominance in innovation and entrepreneurship in comparison to the rest of the World are as follows:

 

  • Right of property is very strong in US. You can not only protect your scientific formulas with a patent but also you can have intellectual property rights about your way of doing business. So, most of the inventions have been created, protected and so appreciated in US easily.
  • Successful entrepreneurs and business professionals are very open to help a fresher, who needs a help to develop her/his enterprise. I call this concept: ‘’open diplomacy’’. You can easily ask a businessperson to take a coffee together and chat quickly about your projects. So, this conversation may help your business. As a result, most people in the ecosystem are using some smart phone applications like Shapr, which is an app to meet inspiring businesspersons and entrepreneurs thanks to matches like a popular dating app, Tinder, did.
  • Americans are responsibility oriented people, contrary to most of Europeans emphasizing their rights at the first. Government gives credit to its citizens and trusts them at the beginning instead of being suspicious of them.
  • US Small Business Administration, which is an agency of federal government to support SME’s, are working very effectively. When US Government initiates a tender, it always sets some quotas for SME’s and all process are governed very transparently.
  • Research universities especially are the natural centres of innovation and entrepreneurship. Because they have a total ecosystem containing investors, incubators, accelerators and motivated students and scholars. The system allows people to create value and benefit its monetary gain.

 

 

 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , ,

AMERİKAN İNOVASYON VE GİRİŞİMCİLİK EKOSİSTEMİ ÜZERİNE NOTLARIM 1: Washington DC

AMERİKAN İNOVASYON VE GİRİŞİMCİLİK EKOSİSTEMİ ÜZERİNE NOTLARIM 1: Washington DC

 

 

Geçen yıl Nisan ayıydı sanırım. İngiltere’nin bir türlü gelmeyen baharından usanmıştım. Kara gümüş bir gök kubbe altında gözlerimi kapamış kendimi başka yerlerde hayal ediyordum. Boğaziçi Üniversitesi’nin manzarasından erguvanlar açmış boğazı izlediğimi düşlüyordum. Tam o an karşı yakadan -Üsküdar’dan- bir mail aldım. ABD’nin inovasyon ve girişimcilik işlerini nasıl başardığını paylaşmak ve karşılıklı ilişkileri geliştirmek için girişimcilere bir davetti bu. Ben de başvurdum ve uzun bir süreçten sonra (referans mektupları, niyet mektupları, mülakatlar vesaire) İngiltere’yi temsilen seçilen 2 kişiden biri olduğumu öğrendim. (Evet İngiltere’yi temsilen seçildim)

 

Tam ismi Young Transatlantic Innovation Leaders Initiative (YTILI) yani Genç Transatlantik İnovasyon Liderleri İnisiyatifi olan program, ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı German Marshall Fonu’nun bir inisiyatifi. Marshall Fonu ise 2. Dünya Savaşı’ndan yıkımla çıkan Avrupa ve özellikle de Batı Almanya’yı ABD’ye dost kalacak şekilde yeniden inşa etmek ve Sovyetler Birliği’ne karşı Amerikan stratejisinin Avrupalı ortaklarını ‘sistem içinde’ bayındır kılmak için kurulmuştu.

 

Neyse girizgahı uzatmayayım efendim, 9 Eylül’de Londra’dan kalkan bir uçakla Washington DC’ye vardım. Küsüp dudaklarını bükmüş, göz yaşlarını koydu koyacak bir havası vardı başkentin. Programımız 4 gün DC’de, Amerikalı politika yapıcılarla tanışmamızı ve federal devletin politikalarının bizimle paylaşılmasını içeriyordu. Sonrasında daha küçük gruplara ayrılarak background’umuza en uygun ekosistemi deneyimleyebileceğimiz farklı şehirlere dağıtıldık ve 2 hafta da burada ekosistemi yerinde gözlemleme şansımız oldu. Sonraki süreçte de ben, New York ve Boston’a (yatırımcılarla tanışmak ve doktora imkanlarına göz atmak için) kendi başıma seyahat ettim.

 

Washington günlerimiz hızlı ve yorucuydu; Dışişleri Bakanlığı (Department of State) merkez binasında panellere ve Transatlantik Diplomasi Akademisi binasındaki toplantı ve sunumlara katılıyorduk. Programın en büyük artısı kesinlikle diğer ülkeleri temsilen gelen genç girişimcilerle tanışmak oluyordu. Federal Hükümet’in girişimciliği destekleyen başarılı politikalarına gelince ABD devlet olarak basitçe şu 4 şeyi yapıyordu:

 

1) Üniversitelerde gerçekten liyakatle istihdam yapılıyor, araştırma üniversitesi bellenen kampüsler ciddi şekilde araştırma ve üretime odaklanıyor. Bu okullar çevrelerindeki iş ve finans çevreleri ile tam entegre bir şekilde öğrenci ve hocaları kolayca girişimcilere ve patronlara dönüştürüyor.

 

2) Bana öyle gelir ki her şey ‘’sahip olma’’ arzusu ile az veya çok ilgilidir. Bir devlet mülkiyeti ne kadar keskin çizgilerle koruyorsa o ülkede girişimcilerin daha aktif olmak isteyeceğini söyleyebiliriz. Eski Western filmlerinden hatırlarsınız; ‘’Arazime izinsiz girdin seni vurmamak için bana iyi bir neden söyle ahbap’’ diyen pasaklı ve sakallı Amerikalıyı… ABD’nin bu konuda oldukça iyi olduğunu, sadece nakdi veya gayrı nakdi mallarınızı değil; fikri mülkiyet haklarını da çok iyi bir şekilde koruduğunu söyleyelim (bakınız Coca Cola efsanesi); hatta patentleri geçtim insanlar kendilerine özgü ‘’iş yapış tarzlarını’’ dahi bu ülkede koruma altına alabiliyorlar.

 

3) Merkezi hükümet, bir mal veya ürüne ihtiyaç duyduğunda ihaleye çıkıyor. Ancak bu süreçte bir takım hoş detaylar var. Öncelikle tüm ihaleler bir portal üzerinden şeffaf bir şekilde gerçekleşiyor. İhalelere katılmak için işletmelerin kendilerini tanımlayan (iş alanlarına göre kodlar aldığı) bir sistem var. Ayrıca hemen her ihalede KOBİ’lerin, yeni kurulan işletmelerin veya engelli – desteklenmesi planlanan bir toplumsal kesimden gelen girişimcilere kotalar ayrılıyor. Örneğin kadın girişimciler veya eski hükümlülerin kurduğu girişimlerden bu hizmetin minimum %20’si sağlanacaktır gibi. Bu kotalar küçük bir ofis tasarımından dev bir askeri tesis inşası işine kadar her iş için uygulanıyor. Böylece devletin yaptığı iş/mal alımlarında girişimciler de şeffaf bir şekilde kendilerine yer bulup gelir elde edebiliyorlar. Yeni girişimlerin kapasitelerinin belirsiz olması ve kamu işlerini tamamlayamama ihtimallerine karşı da çeşitli sigorta mekanizmaları kurulmuş durumda.

 

4) Bizdeki KOSGEB’e tekabül eden Amerikalı kurumun aktif ve ağır devlet bürokrasisinden bağımsız halini de hesaba katmalıyız. Bu kurum basitçe girişimcileri destekliyor, onlara eğitim, krediye – finansmana hızlı ve kolay erişim (kefil oluyor banka nezdinde), yurt dışına mal satmak için gerekli şeyleri öğreten ve onlara destek olan diğer kurumlarla irtibatlarını kurmak gibi basit işler yapıyor ve bunu çok sade ve şık bir sunuşla –anlatımla yapıyor.

 

Bir de Washington’dan bahsetmişken eklemeden geçemeyeceğim; Beyaz Saray dediğimiz ‘’White House’’ düşündüğümüzden çok daha küçük. Güç ve iktidar gerçekte var olandan ziyade oldukça izafi yani sizin onu ne sandığınızla ilgili.

 

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler: , , , , , , ,

Yelkenler Fora!

Yaratıcımın, kısacık ömrüme ve naçiz vücuduma tezat ruhuma doldurduğu büyük işler başarma azmi bir süredir can sıkıntımın baş nedeniydi. İnsan toprak olup gideceğini bildiği bu dünyada keyif çatmak ve risk almadan yaşamak varken neden okyanuslara ve dağlara meydan okur ki? Bu bir delilikti. Ve ben bundan keyif alıyordum. Dünyayı değiştirip insanlığa büyük bir imkan getirmek için Dünya’nın ilk sanal meclisini kurmaya çalıştığım ve menzile varamadığımı kabul ettiğim günden beri esen bozgun rüzgarlarını düşündüm. 3 yıl. Üç koca yıldır insan içine gerekmedikçe çıkmamış, bayramlaşmaya gitmemiş, açılışlarda ve etkinliklerde muzaffer gülümsememle ortada salınıp avlanacak bir network aramamıştım. Ben bir devlet kurumunda memur olarak çalışıyordum artık. Para biriktirmeye, krediyle ev alarak ömür boyu taksit ödemeye, bireysel emeklilik hesabıma her ay 500 lira koyabilirsem 65’imde ne kadar param olabileceğine dair hayaller kuruyordum. Her sabah tıraş olup, ütülü takım elbisemi giyiyor, ayakkabılarımı cilalayıp, ilk otobüsle iskeleye inip simit alıyordum. Çay içip haber okuyarak başlayacağım bir sıradan günün daha en risksiz şekilde mümkün olduğunca teyit edilmiş ve günlük ritüellerimi yaşayarak dolmasını umut ediyordum.  Sabahleyin en büyük keyfim simitten kalan susamları baş parmakla bastıra bastıra toplayıp yemek olmuştu. Bir yılda 5 kilo birden almıştım. Harika bir insanla çalışmama rağmen memuriyet memuriyetti ve ruhum kıravatla bağlandığı bu bürokratik zindanda inliyordu. Olmadığım bir adam haline gelmiştim. Rızkı verenin Allah olduğunu unutmuş, aybaşlarında paramı yatırana muhtaç olduğumu hemen hemen kabul etmiştim. Bu maaşa sadık bir ömür geçirmeye razı edilmiştim. Dışarıdaki dünyadan korkuyordum artık. Kartvizitimdeki title hayatımdaki en kıymetli tanım cümlesi olmuştu. Bizler geçiciydik, kalıcı olan kurumdu…

 

 

Biz işletme mezunlarının (Boğaziçi 2013) en büyük derdi, ne iş yaptığımızı, ne işe yaradığımızı ve neyin uzmanı olduğumuzu bilemeyişimizdir. Her nesne alemde bir amaca matuf bulunur. Ağaç meyve, ıhlamur şifa verir. Ateş yakmak, yağmur canlandırmaktadır. Çamaşır makinasının çamaşır yıkaması, buzdolabının yiyecekleri soğut tutması gibi bir yeteneği olmalıdır. Fakat her insan bu kadar şanslı olamıyordu işte ve biz işletmeciler şanssız çoğunluktaydık. Ben eski bir girişimci olarak milyar dolarlık şirketlerle pazarlık yapmış, Amerika’dan yatırım almış, ekip kurup dağıtmış, binlerce kişinin milyonlarca kez kullandığı platformları inşa etmiş, devletin tepesindeki beylere (en tepeyi kastediyorum) hayallerimi satmış biriydim ve bu bildiğim şeyler ne kamuda ne de özel sektörde bir işe yaramıyordu. Vasıfsız ve yaşı birazcık ilerlemiş bir gençtim artık.

 

Günlerden bir gün ulu Yaradan yakarışlarımı duymuş olacak; bir rüzgar, açık pencereden perdemi araladı ve beni uyandırdı. Yatakta bağdaş kurup fikir talimine başladım. Gelip geçen hayatta ne istediğimi, kim olduğumu ve ne yapacağımı düşündükçe düşündüm. Sabah ezanı semalara doldu taştı, giyinip çıktım. Yolda Karacaahmet sakinlerinden Fabrikatör Necmi Bey, bir kaç Kurtuluş Savaşı gazisi komutan ve Burhan Felek ile göz göze geldik yine. Ayıp olmasın diye selam verdim.

 

Namaz bitti, cemaat terhis oldu. Güneş henüz doğmaya hazırlanıyordu. Tamer Büfe’ye gidip bir çay içmeye karar kıldım. Çocukluğumda bir müneccimden duyduğum sözleri anımsadım; bir Perşembe günü seherde Batı’ya doğru yola çıkıyordum. Adamın da dediği gibi hayır olurdu sonu inşallah…

Bu sabah vakitlerinde ne var bilmiyorum. Henüz tabiat dahi uyanmamışken, yollar bana kalmıştı. Her adımda gönlümde büyüyen bir arzuyu hissediyordum şimdi. 3 yıl aradan sonra içimde Malazgirt’e yürüyen bir ordunun pürneşesini duydum. Batı’nın kalbine yani Londra’ya bir sefer planladım; en iyi bildiğim şeyi yapmaya gidecektim: girişimcilik. Ve en sevdiğim şeyi de yanıma aldım: henüz yazılmamış kitabımın boş sayfaları…

Doğu’dan esen meltem tüylerimi diken diken etti, burnum köşedeki ıhlamurların kokusunu seçti, gerçekten yaşamaya başlamıştım işte yine!

 

 

 

Etiketler: , , , , ,

Ekipleşmek: Hayal Ortaklarını Bulmak

Başarılı hareketlerin hemen hemen tamamı ekip işidir. Bunu dinlerin yayılmasından, şirketlerin kurulumuna, medeniyetlerin yükselmesinden, savaşların kazanılmasına kadar pek çok alanda örnekleyebilirim. Herhangi bir projeye başlanacağı zaman da “konu”ya inanan ve nitelikli bir ekip kurabilmek girişimcinin temel misyonu olacaktır. Ekipleşme için ise en önemli kelime “network” sanırım. Dolayısıyla çalışma arkadaşları ararken alıcılarınızın açık olması ve her ilgili ortamda birileri ile tanışmak üzere hazır ve nazır olmanızı tavsiye ediyorum. Ekipleşirken karşılaşılacak bazı sorunlarsa sanırım şöyle:

En yakın arkadaş sendromu: En iyi anlaştığınız kişilerle birlikte bir şeyler yapmak isteyebilirsiniz; ancak sevdiğiniz bu kişinin sizin projeniz için en iyi aday olduğundan emin misiniz? Bunu elinizden geldiğince objektif bir şekilde bir daha değerlendirmenizi öneriyorum. Çünkü pek çok insan en yakın arkadaşıyla birlikte bir harekete giriştikten sonra yanlış kişi yanlış proje eşleşmesi yüzünden hem projesini hem de güzel dostluklarını kaybetti.

Karşınızdakinin gözlerine bakmak yetmez, deneyimleyin: Güzel bir projeniz var, bundan karşınızdaki kişiye bahsediyorsunuz ve onun gözleri ışıldıyor, evet artık birlikte hareket edeceksiniz. En azından o masada bu şekilde sözler veriliyor ve alınıyor. O ilk görüşme emin olun ki size hiçbir şeyi garanti etmeyecek. Bir süre karşılıklı deneme zamanı verin birbirinize. Bu kişi o işi makul bulmuş olabilir; ancak hayalleriniz için ne kadar zaman ayıracağını, çalışma esnasında birlikte ne kadar uyumlu ve efektif iş çıkarabileceğinizi görmelisiniz.

İş tanımlarını kesin ve hemen fırsat-kazanç paylaşımlarını muğlak ve deneme süresinin sonuna bırakın: Gerçekten etkili bir ekip üyesi bulduğunuza emin olduğunuzda onunla kazancınızı ve gelirinizi paylaşmak konusunda cimri olmayın asla. Zira ne kadar çok kazanç veya getiri elde edeceğiniz biraz da onun çalışması sonucu ortaya çıkacak; fakat henüz emin olmadan da kimseyle bir paylaşıma gitmemenizi tavsiye ediyorum.

Aşk ile iş birbirine karışmamalı: Aşk; ihtirasları, küçük kavgaları ve cilveleri seven bir derya; iş ise monotonlaşmaya ve gerginliğe gebe bir yoldur. Bu ikisi birbirine ne kadar az karışırsa emin olun hayat sizin için o kadar kolay olacaktır.

Özel hayatlara dikkat: Karşınızdaki kişinin yetkin olması ve işinize inanması ne kadar önemliyse onun özel hayatının sizin ondan beklediğiniz performansa müsaade ediyor olması da en az bir o kadar mühim. Nişanlısından yeni ayrılmış bir uzman, üniversiteyi yeni bitirmiş bir uzman yardımcısı kadar verim getirmeyebilir.

İsrar etmeyin kabullenin: Aradığınız kişiyi bulduğunuza inanıyorsunuz ve o da projeye inanıyor. Aranızda mükemmel bir anlaşma-uyum söz konusu; ancak bir türlü işler beklediğiniz gibi gitmiyor, olmuyor, olmuyor… Mazeretler üretmeyi bırakın. “O aslında böyle biri değil, bu hafta canı sıkkın olduğu için çalışamıyor. Geçen gün annesi rahatsızlanmıştı. Bugün hava güzel herhalde o nedenle bu hatayı yapıyor…vs” bu tarz mazeretleri bir kenara bırakın; çünkü çanlar çalıyor: bu kişi sizin projeniz için şu anda uygun kişi değil, belki bir başka projede görüşseniz daha iyi olabilir.

Profesyonellerin bedeli ağır olur tecrübesiz ama gelecek vadedenlere yöneleyim DEMEYİN: Kendini ispatlamış, güzel firmalarda hoş pozisyonlarda çalışan kişilere ulaşmanızı tavsiye ediyorum; çünkü tecrübe zamanla kazanılan bir birikim ve sizin girişimci olarak sahip olmadığınız tek şey ekip arkadaşlarınızın kendini pişirip geliştirmek için ihtiyaç duyabilecekleri “gelişim süreci” ya da zaman!

Hülasa ekip girişimcinin iş fikriyle birlikte en mühim serveti ve bu yüzden üzerinde uzun uzun düşünmeyi hakediyor.

 

Etiketler: , ,

Democratus – Bir Garaj Hikayesi

Bugünlerde bilgi, ekmek, su ve nefes gibi lazım; ona erişim ise sokakta yürümek kadar olası ve sıradan bir halde. Hiçbir şey gizli kapılar ardında kalamıyor ve bir mevzu ilgi çekerse ışık hızıyla şahsi gündemlerimizi dolduruveriyor birden. Bilgi bu kadar mühimken onu var eden kaynaklar da büyük önem taşıyor, ulusal ve uluslararası aktörlerin bu konuya çok hevesli olduklarını bilmek için ise kahin olmaya gerek yok; fakat ben Kamu Diplomasisi’ne duyduğum ilgi nedeniyle bu mevzuyu işleyen makalelerle bilahare tanışıyorum.
Gelişen teknoloji ve mobilleşen internet her bir insanı Dünya’yı baştan aşağıya değiştirebilecek silahlarla donatıyor. Hidrojen ve atom bombalarına ihtiyaç yok, ceplerde taşınan telefonların klavye ve kameraları bile devletleri yıkmaya yetecek güçte artık. Teknolojinin bu kadar ilerlediğinden dem vurmuşken insan her zaman aynı insan.. Tarih boyunca hayatlarımızı hep belirli temel motivelere göre yaşadık ve yaşıyoruz. Fiziksel ihtiyaçlarımızı karşılamak, para kazanmak, bir inanca sahip olmak, politika yapmak gibi… Politika yapmak denildiğinde aklımıza hemen siyasi partiler, seçimler vs. gelse de aslında hayatımızın her alanında düşüncelerimizle var oluyoruz ve fikirlerimizle var olduğumuz toplum içinde farkında olmadan politika yaparak yaşıyoruz.
Tüm bu karaladıklarımdan sonra Beşiktaş’ta bir bahar akşamı Antik Atina Demokrasi’si üzerine olumlu ve olumsuz yazılanları okurken aklıma bir soru silsilesi takıldı: “doğrudan demokrasi günümüz imkanları ile deneyimlenebilir mi? Bilginin kaynağı olarak halklar ve gerçek bireyler ortaya nasıl daha rahat çıkabilir? Günlük hayatta en çok yaptığımız şey olan politikayı sanal olarak da çok rahat ve etkin yapabileceğimiz bir ağ kurulabilir mi?”
Orta halli bir memur olan babamın arabasını garajdan çıkarttırıp, emektar otomobilimizin satışından gelen parayla bu soruların cevaplarını aramaya koyuldum.
Henüz yazılım aşamasına başlandığında Doğu’da ortaya çıkan Arap Baharı ve Batı’da yaşanan sivil hareketlerdeki sosyal ağların etkinliği ve kullanımı düşüncemi destekleyip yüzümü güldürdü, inancımı pekiştirdi.
Sitenin ne için var olduğuna dair bir de slogan lazım olunca şöyle yazdık,
“Dünya’yı fikirlerinle değiştirmek için democratus!”

 

Etiketler: , ,

Bakkal Sohbeti: Cam Şişede Su

Evime giderken ve evden çıktığımda uğradığım bir bakkal var. Burayı her ziyaretimde ilginç bir gözlem yapma fırsatım oluyor. Bakkalları çok önemsiyorum; çünkü mahallelinin birbiriyle konuşabildiği, rahatça diyaloğa girebildiği daha uygun bir ortam bilmiyorum.

Dün eve dönerken yeni çıkan, gayet de pahalı olup cam şişede satılan su markalarından sohbet ettik bakkal ile. Ben de tasarımını beğendiğim ve şişesini çalışma masamın üzerine bir sürahi gibi kullanmak istediğim bu şişelerden küçük bir tane satın aldım. Satıcı camın faydalarını ve estetiğin önemini öve öve bitiremeyip satışı yaptıktan sonra ekledi, “Yarın da filanca markanın ki gelecek bir de onu gör… Bugün aldığından en az iki kat daha güzel!”

***

Sıkıntı verici bir günü tamamlayıp eve doğru yollanırken dünkü konuşma geldi aklıma ve bakkala çevirdim yolumu.  Gerçekten de dün satın almış olduğum markanın kolilerinin üzerinde bir sıra dolusu yeni tasarımlı farklı bir markanın pahalı cam şişe suları duruyordu. Zevklerimiz bakkal ile uyuşmuyormuş doğrusu, ben öyle çok beğenmedim bu yeni modeli. O sırada lafa karışan bir emekli amca-o da ben gibi müşteriydi- bizim henüz Avrupa ülkeleri gibi zengin bir memleket olmadığımızı, asgari ücretle geçinenler varken suya bu kadar para vermenin doğru olmayacağını haykırmaya başladı. Bakkal ise Batılı devletlerin borç yüklerinin Türkiye’nin bilmem kaç kat fazlası olduğunu ekleyerek tartışmaya benzin püskürttü (bakkal bu teknik bilgileri nereden edinmişti burası muammadır). Emekli amca çark ettiğini belli etmeksizin Avrupa’nın batma sebebinin bu gibi gereksiz yere harcanan paralar olduğunu bağıra bağıra anlatmaya başladı. Bakkal ise dün bana o şişeleri satmamış, küçücük dükkânın içine onca koliyi istiflememiş gibi (belli ki alıcısı çok olacak) amcaya destek vermeye başladı.

Bakkal ve fikirlerini savunma cesaretine sahip bu müşteriye cevaplar vermek istemedim, haklı oldukları yerler çoğunluktaydı; ancak estetik kaygı ile bu şişeleri kullanmak isteyenler de olabilirdi. Bakışlarımla onları onayladım ve sessizce dükkândan dışarıya attım kendimi.

***

Halk siyaset yapmaya bayılıyor. Kantinde, otobüste, bakkalda, berberde, iş yerinde ve evde… Politika her yerde bizleri kuşatmış durumda, fikirlerimizi dile getirmeye çok istekliyiz yeter ki onların kıymetlendiklerini görebilelim.

Yakında yayına almayı düşündüğümüz Democratus Projesi’nin- ayrıntılı olarak daha sonra ele alacağım- ortaya çıkmasına neden olan da işte bu toplumsal ihtiyaca aradığım bir çözümdü.

Eve doğru yürürken dar sokaklar boyunca işte bunları düşünerek adımladım.

Ne dersiniz sizce de insan bir homopoliticus* değil mi?

*homopoliticus: siyaset yapan canlı

 

Etiketler:

İş Fikrini Anlatmalı mı, Anlatmamalı mı?

Sahip olunan ve üzerine hayaller kurulan fikir, girişimcinin eseri ve hatta yavrusudur. Bir anne-baba evladının üstüne nasıl titrerse hayallerinin peşinden giden bir girişimci de projesine öyle bir bağlılık içerisindedir.

Girişimcinin fikrini paylaşarak başkalarının tecrübelerinden istifade etmesi ve dışarıdan bakan gözlerin gördüklerini de öğrenerek projesini geliştirmesi mümkündür. Fakat o, fikrini bir başkasına açtığında şu iki olumsuz durumla da karşılaşabilir:

        1.Senaryo: O işler öyle değil…

Güvendiğiniz, tecrübe sahibi bir tanıdığınızın yanına gittiniz ve iş fikrinizden bahsettiniz. Ancak sözlerinizin bitmesiyle gözlerinizdeki heyecan sönüveriyor; çünkü karşınızdaki (fikirlerine değer vererek en mahreminizi anlattığınız) kişi sizin fikrinizi “saçma” buluyor. Size fikrin uçarılığından, sektörde işlerin öyle yürümediğine, para bulamayacağınızdan sizi sektörde yaşatmayacaklarına kadar bir sürü bahane üretiyor.

Bu senaryo gerçekleşmesi kötü ihtimallerden bir tanesidir. Kendinizi bu tarz bir durumla karşı karşıya bulduğunuzda elinizden geldiğince karşınızdaki kişinin ortaya koyduğu sorunları not etmeye ve daha sonra bu eleştirileri objektif bir şekilde değerlendirmeye çalışın. Fakat bir girişimcinin bu tarz bir durumda en son yapması gereken şey moralini bozup projeye küsmektir. Unutmayın ki icat edilen ilk telefon Birleşik Devletler Başkan’ına takdim edildiğinde gereksiz bir oyuncak olarak kendisinden takdir almıştı. Günümüzün fenomeni Facebook, Sean Parker’ını bulana kadar yatırımcılar tarafından yatırım yapılmaya değer bulunmamıştı. Hüsnü Özyeğin kendisine sunulan GSM operatörü fikrini beğenmemiş ve reddetmişti (sonradan Türkiye’nin en büyük GSM operatörü olacak olan bir projeydi) vs. bu örnekleri artırabiliriz. Anlatmak istediğimiz fikrinizi, ne kadar güvenseniz de herkes her zaman takdir edemeyecektir. Dolayısıyla eleştirileri mümkün olduğunca dikkate alırken bir yandan da sizi fikrinizden vazgeçmeye çağıracak “O işler öyle değil…” tarzı yaklaşımlara karşı sağlam durun.

Hem tecrübelerine ve birikimine güvendiğiniz hem de girişimcilik ruhu taşıyan yani sizin tüm heyecanınızı bir sünger gibi emip yok etmeyecek kişilerle konuşmaya çalışın.

        2.Senaryo: Fikrin çalınma tehlikesi…

Girişimcinin projesini, karşılıklı fikir alışverişi yapabileceği her ortamda açıkça anlatması gerektiği günümüzde bir genel kabuldür. Tüm girişimcilik zirvelerinde, tüm başarılı insanlar genç girişimcilere bu yönde telkinlerde bulunmakta, fikrini anlatmayanlar başarısızlığa mahkûm kötü girişimciler olarak damgalanmaktalar. Fakat ben “modern” çağın, girişimci-yatırımcı-uzmanlarının oluşturduğu bu mahalle baskısına isyan ediyorum. Fikrinizi, eğer sizden başka kimsenin kolay kolay hayata geçiremeyeceğine yönelik bazı güvenceleriniz yoksa (sadece sizin bildiğiniz bir formül gibi…) güvenmediğiniz kişilere hatta çok güvenmediğiniz kişilere dahi projenizden detaylıca bahsetmeyiniz. Zira fikrinizi çalmayacak dahi olsalar, bir ortamda ağızlardan kaçacak bir kelime başka girişimcileri harekete geçirmeye yeterli olabilir.

Fikrinizi anlatmamanız, onun teknik olarak ne gibi bir şey olduğunu söylemenize de engel değil. Örneğin bir sosyal ağ yapmak için çalıştığınızı düşünelim. Detaylarını vermeksizin bu yönde çalıştığınızı söylemenizde bir sakınca yok.

Kısacası fikrinizden yüzeysel olarak bahsederek sektörün duayenlerinden istifade etmeye çalışın; lakin projeniz sizden önce taklit edilemez seviyeye gelene kadar fikrinizi cömertçe paylaşmamaya dikkat edin. Dünya asla “Susam Sokağı”nda öğretildiği kadar masum değil!

Hülasa girişimcinin başka bakış açılarından ve tecrübelerden istifade edebilmesi lazım; fakat bu esnada kötü sürprizlerle de karşılaşabileceğini asla unutmamalı.

 

Etiketler: