RSS

Aylık arşivler: Temmuz 2013

Diplomamı Aldım Anne

Image

Köyün öğretmeniydin yoğundun, okul dışında kalan tüm vaktiniyse ben alıyordum. Öğretmen okulunda sana ne öğretildiyse, kitaplardan ne okuduysan harfiyen üzerimde deniyordun. Zeki, sağlıklı, güçlü, inançlı, sanata dokunan ve merhamet sahibi olmamı çok ama çok istiyordun.

Küçükken özel besinlerle beslendiğimi hatırlıyorum, arı sütleri, ceviz içleri, özel zeytin yağları ve türlü ıtırlı bitkiler… 4 yaşıma geldiğimde okuma-yazmam olmuş, 5 yaşında ilk ticari faaliyetlerime yine senin sayende başlamıştım. Köydeki tüm çocuklara elma şekeri ve süs balığı satıyordum. Yaz sabahları tüm çocuklar gibi Elifba’mı alıp köy camisine gidiyor; öğleden sonraları ders çalışıyor, ikindi vakti gelince de ya çayırda (harman yeri) top oynuyor ya da dağlara kekik, kuşburnu, ahlat vs. toplamaya gidiyordum.

İlkokul 1. sınıfı üst üste üç kez okuduktan sonra nihayet ikinci sınıfa geçtiğimde 7 yaşımdaydım, neredeyse her hafta Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) başta olmak üzere ülkenin o zamanki önemli mevzularına kafa patlatıyor ve kompozisyonlar yazıyordum. Köydeki aileler çocuklarını benimle arkadaşlık etmeye yollarlardı.

Öğretmen arkadaşlarınla para, elbise, defter, kalem, kitap toplar yoksul öğrencileri gizlice gözetirdin, kızlarını okutmayan ailelerle konuşurdun. Ne zaman senin çalıştığın bir köye düşse yolum, koca koca kadınlar sarılıp ağlıyorlar bana, her dağ köyünde fethettiğin bir kalp var, sen kimsesizlerin de kimsesiydin.

Yazları, gelecek sene okuyacağım tüm dersleri bana kısa bir zamanda öğretiyordun. Kiraz ağaçları arasında, türlü rüşvetler ve nazlarla ders çalışırdım. Sen hiç bir zaman ”Çalışmazsan şöyle kötü olur, bak elin oğlu nasıl çalışıyor.” demedin, ben nazlandıkça sabrederdin..

Sonra şehre taşındık. İlçedeki en prestijli okul olan İstiklal İlkokulu’na yazılmıştım. Sen her sabah erkenden uyanıyor, çantamı yerleştirip, giyineceğim elbiseleri sandalyemin üzerine hazırlayıp, ballı – tereyağlı ekmeğimi ve çikolatalı sütümü masama koyup beni güzelce uyandırıyordun. Neredeyse iki-üç günde bir okuluma gelir, beni takip eder, öğretmenlerimle konuşurdun.

Akşam okul dönüşü çantamı boşaltır, bana atıştırmalık bir şeyler hazırlar ve beni dizinin dibine oturtup günümün nasıl geçtiğini anlattırırdın. Okumamı çok istiyordun.

Senin hayattaki en büyük amacın, üzerine titizlendiğin en büyük eserin bendim.

21 Mart 1998’de anı defterime şöyle yazmışsın:

” Canım Oğlum,

Seni doğurduğum için ve senin gibi bir oğlum olduğu için çok…. mutluyum. Seni çok seviyorum.

Kendimi sende buluyorum. Çalışkan, zeki, insancıl biraz yaramaz; ama ne olursan ol sen benim canımsın. Her zaman yanında, kalbindeyim. Unutma!

Tüm yaşantın boyunca çalışkan, başarılı, mutlu, sağlıklı, yakışıklı daha doğrusu tüm isteklerine kavuşman dileğiyle yanaklarından sevgiyle öperim.

Seni canından çok seven ANNEN.”

Önce resim yapmaya başladım, iki yıllık bir hazırlıktan sonra ilk sergimi ortaokuldayken açtım. Peşi sıra uzakdoğu sporları, antika koleksiyonculuğu ve değerli taş koleksiyonu hobilerim ortaya çıktı ki hepsinin banisi de sendin anne.

Yağmurlu havalarda ve kışın ben, yeni botlarımla gezerken senin yazlık ayakkabını yadırgamıştım. Sonra bir bayram iki bayram derken bana hep yeni ayakkabılar aldın; ama sen hep aynı ayakkabıyı ve elbiseyi giyiyordun anne.

Bir memur maaşıyla geçinemiyorduk sanırım, sabah güneş doğmadan babamla uyanır, şehre yakın, kiraladığınız büyük tarlaya gider fidanlar yetiştirirdiniz, iki bileğinden ameliyatlı olduğun halde hiç sızlanmaz, fidanları aşılar dururdun benim aşımı yaptığın gibi.

Ayakkabının ve elbisenin benim kurs paralarım yüzünden değişmediğini anladığım günden sonra bir daha hiçbir kursa tek lira ödettirmemeye and içmiş, her sınavda derece yaparak dersanelerden transfer ücretleri almaya başlamıştım ben de.

Sonra sen gittin, ben ne yapacağımı bilemedim. Yıllarca dikiş tutturamadım, ama hamurumu sen yoğurmuştun, en kötü ve dağınık zamanlarımda Boğaziçi Üniversitesi’ni iki kez kazanmasını bildim. Uzun sürdü biraz ve nihayet dün diplomamı aldım anne.

Diploma töreninde aileler tirübündeydi, memleketten gelen yoktu benim için. Böyle şeyleri çok önemserdin sen, hemen küçük bir hediye alır, özel günler için tuttuğun elbiseni en güzel şekilde giyinir gelirdin, biliyorum.. Tribünde seni göremeyince boynum büküldü, en büyük eserini, beni, görmeni isterdim..

Meğer sen de ordaymışsın, beni yalnız bırakmamışsın.. Seni rüyamda görmeyeli belki iki yıl olmuştu. Bu sabah gelip, sarılıp tebrik ettin, konuşamadım, söyleyemedim, ben de seni özledim anne, ben de seni çok özledim.

Haylaz bir çocuktum, ele avuca sığmazdım. Hep güleryüz gördüm, sevgiyle kucaklandım.

Bu diploma senin eserin anne, teşekkür ederim, mekanın cennet olsun.

Seni canından bile çok seven OĞLUN

Reklamlar
 
21 Yorum

Yazan: Temmuz 7, 2013 in Edebiyat Üzerine

 

Etiketler: