RSS

Aylık arşivler: Eylül 2011

İş Fikrini Anlatmalı mı, Anlatmamalı mı?

Sahip olunan ve üzerine hayaller kurulan fikir, girişimcinin eseri ve hatta yavrusudur. Bir anne-baba evladının üstüne nasıl titrerse hayallerinin peşinden giden bir girişimci de projesine öyle bir bağlılık içerisindedir.

Girişimcinin fikrini paylaşarak başkalarının tecrübelerinden istifade etmesi ve dışarıdan bakan gözlerin gördüklerini de öğrenerek projesini geliştirmesi mümkündür. Fakat o, fikrini bir başkasına açtığında şu iki olumsuz durumla da karşılaşabilir:

        1.Senaryo: O işler öyle değil…

Güvendiğiniz, tecrübe sahibi bir tanıdığınızın yanına gittiniz ve iş fikrinizden bahsettiniz. Ancak sözlerinizin bitmesiyle gözlerinizdeki heyecan sönüveriyor; çünkü karşınızdaki (fikirlerine değer vererek en mahreminizi anlattığınız) kişi sizin fikrinizi “saçma” buluyor. Size fikrin uçarılığından, sektörde işlerin öyle yürümediğine, para bulamayacağınızdan sizi sektörde yaşatmayacaklarına kadar bir sürü bahane üretiyor.

Bu senaryo gerçekleşmesi kötü ihtimallerden bir tanesidir. Kendinizi bu tarz bir durumla karşı karşıya bulduğunuzda elinizden geldiğince karşınızdaki kişinin ortaya koyduğu sorunları not etmeye ve daha sonra bu eleştirileri objektif bir şekilde değerlendirmeye çalışın. Fakat bir girişimcinin bu tarz bir durumda en son yapması gereken şey moralini bozup projeye küsmektir. Unutmayın ki icat edilen ilk telefon Birleşik Devletler Başkan’ına takdim edildiğinde gereksiz bir oyuncak olarak kendisinden takdir almıştı. Günümüzün fenomeni Facebook, Sean Parker’ını bulana kadar yatırımcılar tarafından yatırım yapılmaya değer bulunmamıştı. Hüsnü Özyeğin kendisine sunulan GSM operatörü fikrini beğenmemiş ve reddetmişti (sonradan Türkiye’nin en büyük GSM operatörü olacak olan bir projeydi) vs. bu örnekleri artırabiliriz. Anlatmak istediğimiz fikrinizi, ne kadar güvenseniz de herkes her zaman takdir edemeyecektir. Dolayısıyla eleştirileri mümkün olduğunca dikkate alırken bir yandan da sizi fikrinizden vazgeçmeye çağıracak “O işler öyle değil…” tarzı yaklaşımlara karşı sağlam durun.

Hem tecrübelerine ve birikimine güvendiğiniz hem de girişimcilik ruhu taşıyan yani sizin tüm heyecanınızı bir sünger gibi emip yok etmeyecek kişilerle konuşmaya çalışın.

        2.Senaryo: Fikrin çalınma tehlikesi…

Girişimcinin projesini, karşılıklı fikir alışverişi yapabileceği her ortamda açıkça anlatması gerektiği günümüzde bir genel kabuldür. Tüm girişimcilik zirvelerinde, tüm başarılı insanlar genç girişimcilere bu yönde telkinlerde bulunmakta, fikrini anlatmayanlar başarısızlığa mahkûm kötü girişimciler olarak damgalanmaktalar. Fakat ben “modern” çağın, girişimci-yatırımcı-uzmanlarının oluşturduğu bu mahalle baskısına isyan ediyorum. Fikrinizi, eğer sizden başka kimsenin kolay kolay hayata geçiremeyeceğine yönelik bazı güvenceleriniz yoksa (sadece sizin bildiğiniz bir formül gibi…) güvenmediğiniz kişilere hatta çok güvenmediğiniz kişilere dahi projenizden detaylıca bahsetmeyiniz. Zira fikrinizi çalmayacak dahi olsalar, bir ortamda ağızlardan kaçacak bir kelime başka girişimcileri harekete geçirmeye yeterli olabilir.

Fikrinizi anlatmamanız, onun teknik olarak ne gibi bir şey olduğunu söylemenize de engel değil. Örneğin bir sosyal ağ yapmak için çalıştığınızı düşünelim. Detaylarını vermeksizin bu yönde çalıştığınızı söylemenizde bir sakınca yok.

Kısacası fikrinizden yüzeysel olarak bahsederek sektörün duayenlerinden istifade etmeye çalışın; lakin projeniz sizden önce taklit edilemez seviyeye gelene kadar fikrinizi cömertçe paylaşmamaya dikkat edin. Dünya asla “Susam Sokağı”nda öğretildiği kadar masum değil!

Hülasa girişimcinin başka bakış açılarından ve tecrübelerden istifade edebilmesi lazım; fakat bu esnada kötü sürprizlerle de karşılaşabileceğini asla unutmamalı.

 

Etiketler:

Amerika’nın Sarısabır’ı* Başkadır!

*Aloe vera Bitkisi

Lütfen Michael’e söyle, onu severim, bu sadece bir iş meselesi.”  The Godfather

Geçen akşam bayram ziyaretinde konu konuyu açarken babam Aloe vera’dan bahsetti. Malum bitkinin bu yabancı dildeki ismi adeta markalaşmış durumda. Vücudun neresinde ne çeşit bir rahatsızlık olursa olsun, bu sorunu tedavi etmeye yarayan mutlaka bir çeşit Aloe veralı mucize ilaç bulunabilir kolayca.

Bitkinin gerçekten bu etkiyi yapıp yapmadığını tartışmak istemiyorum, en azından placebo etkisiyle hastalara yine şifa vereceği şüphesiz. Benim dikkatimi bu konuya çeken ise Ziraat Teknikeri olan babamın bitkiyi yerli ismi ile tanıtması oldu. “Aloe vera yani bildiğimiz Sarısabır!” Sarısabır’ı biliyoruz, en kalitelisi filanca dağda yetişiyor ama pek önemli değil bu bizim Sarısabır. Asıl mühim olan Aloe vera’dan ABD’de imal edilen ürünleri, en kaliteli olanlar bunlardır, satın alabilmekte. Bu mucize bitkiden neyin içinde varsa o ürün ithal edilmiş bir üründür ve mutlaka Aloe verasız benzerinden tüketici nezdinde daha seçkin ve saygındır.

Bu meseleyi hayatın pek çok alanıyla ilişkilendirmek mümkün; fakat ben olaya girişimcilik boyutundan bakmak istiyorum. Türkiye’nin teknik alt yapısı dünyanın herhangi bir yerinden  daha mı kötü? Kesinlikle hayır! Dünya ile rekabette elimizi zayıflatacak bariz açıklarımız yok. Türkiye’de yazılımcı, tasarımcı ve fikir sahibi girişimciler mi noksan? Elbette insanımız kimseden eksik ve noksan değil. Peki neden Silikon Vadisi ne yapsa harika olurken, yerli girişimcilerimize şans tanımıyor, ciddiye almıyor ve onları da California’nın yolunu tutmaya mecbur bırakıyoruz öyleyse?

Sanırım Türkiye’de de yetişen Sarısabır’dan ziyade işimizi Kuzey Amerika’da üretilen Aloe vera ile görmek istediğimiz gibi, kendi teknoparklarımızı da Silikon Vadisi’ne tercih ediyoruz. Eğer isminiz “haberci” ise “twitter” a göre şansınız az demektir. Godfather filminde aile üyelerinden birisi Baba’ya suikast düzenlemek isterken yakalandığında, İdama giderken şöyle özür diliyordu “Lütfen Michael’e söyle, onu severim, bu sadece bir iş meselesi.” Aynı şekilde sanırım bizim yabancı markaların damgasını görme ihtiyacımız da yerli girişimcileri desteklemek istemememizden değil, sadece Sarısabır ismine karşı Aloe vera adını tercih etmemizden!

 

Etiketler: